MAKALELER

5 Adımda Karşınızdakini Nasıl Etkilersiniz?

5 Adımda Karşınızdakini Nasıl Etkilersiniz?

1) Kendinize olan güveninizi karşı tarafa gösterin!

BOOST Confidence!

Bunu yapmak için önce beden dilinizi kullanın. Karşınızdaki %55 oranında sizin verdiğiniz mesajları beden dilinizden anlar. Güvenli bir duruş için sırtınızı dikleştirerek oturun. Bedeninizin geriye değil, öne doğru durmasına dikkat edin ve göz temasınızı doğrudan kurun. Karşınızdaki kişinin hareketlerini takip ederek, kendinizi adapte etmeyi hatırlayın. Sesinizin daha kararlı ve daha yüksek bir tonda çıktığından emin olun. Takip edilebilir bir hızda konuşun. Çok hızlı konuştuğunuzda, karşı taraf panik olduğunuzu  düşünebilir.

Kelimelerinizde “yapmayı deneyeceğim” veya “muhtemelen yaparız” gibi kesin olmayan ifadeler yerine, “yapacağız”, “yapmaya başladık” gibi harekete geçme konusunda inançlı olduğunuzu gösteren ifadeler kullanın. Klişe olan “elimden geleni yapacağım” ifadesi iletişimde artık kabak tadı verdi . Bu ifadeyi biraz daha kuvvetlendirmek gerekiyor; “elimden gelenin en iyisini yapacağım” veya “elimden gelenden daha fazlasını yapacağım” gibi ifadeler ile etkileme gücünüzü artırın.

2) Bilgi toplayın ve araştırma yapın

Hedefinize ulaşmak için neleri bilmeniz gerekiyor? Bu bilgileri kimlerden öğrenebilirsiniz? Daha önce bu hedefi gerçekleştirmek için kimler ile görüşülmüş? Hangi kaynaklara sahipsiniz? Bu kaynakları nasıl kullanabilirsiniz? Bilgi toplamak için ve  iyi bir araştırmacı olmak için doğru soruları sormayı da bilmelisiniz! Sokrates sorduğu sorularla adını unutulmaz yapmış bir düşünürdür. Sokratik sorularla bilgi toplamak sizi karşınızdaki kişiye karşı güçlü yapar. Bilgi toplama kısmı tamam ise şimdi soruları cevaplamaya hazır olun.

3) Karşınızdaki kişiyi tanıyın

Karşınızdaki kişiyi etkilemek için onu iyi tanımalısınız. Örneğin bu kişi iş dışında neler yapıyor? boş zamanlarında ne gibi aktivitelere katılıyor? ne tür kitaplar okuyor, filmler izliyor? sevdikleri kadar, sevmedikleri neler? Bunları bilerek iletişimde karşınızdaki kişiyi daha rahat etkileyebilir, bu çerçevede her zaman gerekmese bile, kendinizi o kişiye sevdirebilirsiniz. Bunu yapmak için o kişi hakkında öğrendiklerinizi, ona duyarlı olduğunuzu veya onu anladığınızı gösterin.

4) Tutarlı ve inançlı olun

Sözlerinizde tutarlılık olmalı. Araştırmalarınızın kaynakları, bilginizin güncelliği dürüstlüğünüze hizmet eder. Sahip olduğunuz fikire inancınızı besler.  Karşınızdaki kişiyi etkilemek için savunduğunuz ve inandığınız fikre adanmışlığınızı güçlü bir şekilde, madde 1’de bahsettiğim beden dilinizi kullanarak gösterin. Karşı taraf olur da sizin fikrinizi çürütse bile, bu şekilde davranmanız size inanmasını sağlar ve “acaba ben yanılıyor muyum?” dedirtir.

5) Uzmanlığınızı gösterin

Savunduğunuz konu hakkında uzmanlığınızı, eğitiminizi, tecrübenizi gösterin. İnsanlar uzmanları, tecrübeli insanları daha rahat dinler ve kabul ederler. ve yine savunduğunuz fikre inandığınızı gösterin. Siz fikrinize ne kadar inanırsanız onlar da o kadar inanır.

Burada yazdıklarım altın değerinde bilgilerdir. Günümüzde politik tartışmalar dahil olmak üzere, iş yaşamındaki çeşitli ikna toplantılarında bu maddeleri kullanarak insanlar bilerek veya bilmeyerek karşılarındakini etkileyebilmektedir. Siz de farkındalıkla uygularsanız başarılı olursunuz. Grupları etkilerken bu 5 maddeye başka ilavelerim olacak,  onları da başka bir yazımda paylaşacağım.

sorularınız ve danışmak istediğiniz konular için elif.alpcan@elixirkocluk.com

Sağ Beyin; Renkler Hatırlamayı Kolaylaştırır mı?

Sunumlarınızın daha iyi anlaşılmasını ister misiniz?

Sunumdan sonra da anlattıklarınızın hatırlanması sizin için önemli mi? O zaman sağ beynin fonksiyonlarını bilerek sunuş yapmak ilginizi çekebilir.

Renk ve Görsel Kullanımı Hatırlamayı Kolaylaştırır.

Bilim adamları insan beynini yüzyıllardır çözmeye çalışıyor. Bu gün gelinen noktada insan beyninin sol ve sağ bölümlerinin farklı fonksiyonları yönettiğini biliyoruz.

Sol beyin kelimeler, sıralamalar, mantık ve düzen ile beraber düşünme şeklini harekete geçirir. Sağ beyin ise renkler, ritm, hayal kurmak, bütünlük ve uzaysal bir düşünme fonksiyonlarını yönetir.

Eğitim sistemlerimiz yıllardır Sol beyni kullanmak üzerine işlemektedir. Bu nedenle Sol beyin ağırlıklı sunuşlar yaratıcılıktan ve mizahtan uzak, monoton sadece bilgi yüklemesi şeklinde olmaktadır. Anlatıcı sunuşu tamamlayarak görevini yaptığını düşünür, oysaki esas görev bilginin katılımcılara aktarılmasının yanı sıra, bu bilginin akılda kalıcı olmasının sağlanmasıdır. Bunun için Sol beyni ve Sağ beyni beraber kullanmak sunuşlardaki etkinliğimizi artırır.  Araştırmalar Sağ beyin fonksiyonu ile renklerin sunuşta kullanılmasının hatırlamayı % 78 oranında kolaylaştırdığını söylüyor.

“Ciddiye Alınmak İçin Sıkıcı Olmaya Gerek Yok”

Bu sözü Zühal Baltaş’tan ilk duyduğumda, işte bu dedim! Ne kadar doğru. İş ile ilgili katıldığım bir çok toplantıda ciddiye alınmak için sıkıcı olma tuzağına düşen bir çok kişi görmüştüm. Sonra yabancı bir şirketin CEO’su ile bir toplantıya katıldığımda, onun sağ beyne hitap eden sunumunu ne kadar keyifle dinlediğimi ve anlattıklarını hala hatırladığımı fark ettim. Canlı, renkli ve hayal gücünü harekete geçiren (SAĞ BEYİN) malzemeler kullanarak, bilgi verici, iyi düzenlenmiş (SOL BEYİN) bir sunuş yapabilirsiniz.

Renklerle gruplandırdığınız zihin haritaları tam da bu noktada işinize yarayacak bir yöntemdir.

Zihin haritası Nedir?

(ingilizcesi Mindmapping) -Kelimeleri ve düşünceleri birbirine bağlamak ve bunları bir anahtar kelime veya düşünce etrafında toplamak için kullanılan bir diyagramdır.

1960’lı yılların sonlarında Tony Buzan  tarafından geliştirilmiş olan etkili bir çalışma tekniğidir. (Kaynak: Vikipedia)

Düşünceleri oluşturmak, görselleştirmek, tasarlamak ve sınıflandırmak ile birlikte, eğitim alanında, organizasyonda, problem çözümünde ve karar alma süreçlerinde kullanılır. Bilgiler arasındaki anlamsal ya da diğer bağlantıları gösteren ortası resimli bir diyagramdır. Zihin haritaları genellikle diyagramlar, resimler, sözcükler ve çizgiler içerir.

Zihin haritasını sunuşun ana başlıkları ve alt başlıklarını akılda kalıcı bir şekilde göstermek için, büyük resmi alt detaylarla bir kerede anlatabilmek için de kullanabilirsiniz.

Bir zihin haritası oluşturmak için en az 4 renk kullanmanız iyi olur. Bu sayede farklı renklerle konunun alt grupları ayrılmış olur.

Kâğıdın ortasına konu başlığını temsil eden bir resim çizin. Ana konulara karar verin. Bu konuları temsil etmek üzere merkezden çıkan kalın hatlı kollar çizin.  Ana kollara anahtar kelimeler ve görselleri ekleyin. Görsel kullanımı sağ beyinin özelliği ile hatırlanmayı ve dikkat çekmeye yardımcı olur. Bu şekilde ana konuların alt konularını çizmeye devam edin.

Zihin haritasını en çok flipchartların üzerinde kullanıyoruz.

Flipchart’ı görsel malzeme olarak daha etkin nasıl kullanabiliriz?

Sunuşlarda sıklıkla power point kullanıyoruz. Sunuştaki ana başlıkları veya konunun  anlatımını yaparken flipchartları kullanırız. Flipchart’ı bir yazı tahtası gibi kullanırken aşağıdakilere dikkat etmeniz etkinliğini artırır;

  • Yazdığınız yazıların büyük harflerle olmasına dikkat etmek, katılımcıların daha rahat okumasını sağlar.
  • Uzun cümle yerine kısa ifadeler kullanmak ve kelime yerine görsel veya işaretler kullanmak yine sağ beyine hitap ederek, hatırlamayı kolaylaştıracaktır.

Flipchart’ta kelime yerine görselleri çizmeniz iyi olur. Bu görseller analojiler  şeklindedir. Örneğin kariyer kelimesine karşılık merdiven basamakları, işletme yerine bir bina resmi, hedef kelimesine karşılık güneş, duygusal bağ için kalp çizilmesi gibi…

Resim: Flipchart kullanımında kelimelerin analojik ifadeleri.

Bir kapı kapanır, Bin kapı açılır.

Bir kapı kapanır, Bin kapı açılır.

“Tahta kapı kapanır, Gümüş kapı açılır.”

Hayatınızın bir anında veya bir döneminde bu sözü söyleme ihtiyacı duydunuz mu?

Beklediği terfiyi başka biri aldığında, iş mülakatından olumsuz haber geldiğinde, günlerce yapılan hazırlıklar sonrasında ihaleden-müşteriden olumsuz cevabı alanlar içlerinden bu sözü söylerler.

Bir şey istediğimiz gibi sonuçlanmadığında, kaçırılan bir fırsatın yerine daha iyisinin çıkacağına inanmak isteriz.

Bu bir bakıma bir tesellidir ve gelecek için bu günden başlayacak çabanın devamını sağlar. Vazgeçmemektir. Umudu yitirmemektir. Bir kapı kapanır, ve kim bilir daha iyi bir kapı açılır.

İyimserler bu sözü severler, kötümserler “züğürt tesellisi bu dediğin, adamlar resmen işi bize vermediler, ve sırada daha iyi bir müşteri de yok!” derler.

İyimserlerin tarafında olan ben şöyle düşünüyorum; önemli olan kapanan kapının arkasından baka kalmamaktır. Hızlıca durumu kabullenip, önümüzde bizi bekleyen o gümüş kapıyı bulmak için kolları sıvamak, tekrar işe koyulmaktır.

Peki bir yenilginin, kaçan fırsatın arkasından hemen toparlanmak o kadar kolay mı?

Bunun için enerjiye ihtiyaç vardır. nasıl uzun süre çaresizlik içinde kalan kişi bu çaresizliğin içinde yaşamayı öğreniyorsa, kişi bunun tam tersini de yapabilecek donanımdadır. Yani nasıl öğrenilmiş çaresizlik* varsa, öğrenilmiş mutluluk/enerji de vardır.

Nasıl mı? işte cevabı; yaşadığımız duygusal tepkilerin farkında olursak, enerjimizi daha iyi yönetebiliriz. Yaşadığımız “beklenmedik olaylar” karşısında 4 temel aşamadan geçeriz. ŞOK, ÖFKE, DİRENÇ ve KABULLENME.  İngilizce yayınlarda SARA etkisi olarak geçen bu aşamalar

S-Shock,

A-Anger,

R-Resistance,

A-Acceptance’ın kısaltmalarından oluşmaktadır.**

O kötü haberi ilk aldığımızda yaşadığımız duygu/enerji bir ŞOKtur. Mesela 360 derece değerlendirme sonuçları hiç ummadığı gibi çıkanlar da bu şoku günümüzde çok sık yaşıyor. Ya da aday olduğu pozisyona hiç ummadığı birinin atandığın duyanlar…

– Nasıl olur da bu benim başıma gelir? O kadar da hazırlanmıştım! her şey çok yolundaydı!

Bu şokun yaşattığı duygusal devinimi tamamladığımızda, ardından ÖFKE duygusunu yaşamaya başlarız. Kırgınızdır;

-“Gidip onlara hadlerini bildireceğim! kendilerini ne sanıyorlar! Şimdi okkalı bir mail atayım da herkes bu işin doğrusunu benden duysun!”.

-“İstifamı verip çekip gideceğim, yetti artık!”

Bir kişi şok ve öfke aşamasındayken mantıksız davranışlar gösterebilir.

Bir süre sonra ÖFKE yerini DİRENCE bırakır. Başımıza gelen bu olayı /durumu bir türlü kabul edemeyiz. İsyan bayrağını çekeriz. Yapılan önerileri, çözüm yollarını kabul etmek şöyle dursun, hepsine verecek bir cevabımız ve bir itirazımız da vardır. Mesela kişi işinden ayrılmıştır ama bir türlü aradığı gibi bir iş yoktur. Eşinden ayrılmıştır ama bir türlü toparlanamamaktadır. Görevi değişmiştir ama bir türlü yeni görevine uyum sağlayamamıştır. Yöneticisi değişmiştir ama bir türlü istediği gibi bir iletişimi yakalayamamıştır. Direnç aşaması da dahil, Şok ve Öfke aşamasında ne kadar kalacağımız olaya ve bize özgüdür. Yani hangi aşamada ne kadar zaman kalacağımız herkesin tepki ve duygu süresine göre değişir. Bazı aşamalarda 10 dakika kalırsınız, bazı aşamalarda 10 yıl takılı kalırsınız. Ancak içinde bulunduğunuz duygu aşamasının ne kadar  farkında olursanız o kadar hızlı o aşamayı geçersiniz.

Asıl kurtuluş son aşamaya ulaşmaktır. KABULLENME aşaması işte bu aşamaya ulaşanlar GÜMÜŞ KAPIYI bulma fırsatını yakalayabilecektir. Başına gelen olayları kabullenen kişi artık yeni yollar aramaya başlayabilecek enerjiye sahiptir.

ŞOK, ÖFKE, DİRENÇ aşamalarını tamamlamadan KABULLENME aşamasına geçilemez. Az ya da çok bu duyguların, enerjilerinin hepsini sırayla yaşarız ve kabullenme aşamasına böyle ulaşırız.

Kimi zaman da bir aşamadan bir sonrakine geçeriz ama tetikleyici benzer bir olayı yaşayarak en başa tekrar dönebiliriz.

Önceki üç aşamadan birinde olan kişiyi boşuna zorlamayın çünkü ancak kabullenme aşamasına geldiğinde, aksiyon planı yapıp uygulayabilir duruma geçecektir.

…ve kimi insanlar son aşamaya- kabullenme-hiç bir zaman geçemeyebilirler.

Atalarımızın öğretileri çoğunlukla tecrübe ve olumlu bir bakış üzerine dayalıdır. Tünelin sonundaki ışığı gösteren bir kapı kapanır daha iyi bir kapı açılır öğretisi;

Yaşanılan olumsuz olayın sonunda, yüzümüze kapanan TAHTA kapının şokunu, öfkesi atlatarak, çözüm yollarına itiraz etmeden, durumu kabullenirsek ve iyimserliğimizi korursak, yeni yollar bularak GÜMÜŞ KAPININ açılmasını sağlayabiliriz.

Duyguların içine gömülüyken bu aşamaları yönetmek hiç kolay değildir, biliyorum. Bu süreçte bir koç ile çalışmak veya danışmanlık almak sizi daha güçlü hissettirebilir. Çünkü her aşamanın üzerinde çalışmak, o aşamada neler hissettiğini bulmak için konuşmak, üzerinde düşünmek ve sonra bu düşüncelerin, duyguların davranışlara nasıl etki ettiğini çözmek izlenmesi gereken yollardan biridir.

Yaşadığınız her ne olursa olsun; İyimser olun, hazırlıklı olun, yaşam sizin önünüze GÜMÜŞ KAPIYI çıkaracaktır.

*http://www.biltek.tubitak.gov.tr/gelisim/psikoloji/depresyon.htm

**Scire, P. (2007). “Applying Grief Stages to Organizational Change”

Not: SARA Etkisi Değişim yönetiminde, yas tutmada, göçmenlerin kültür uyumunda, boşanmada  da kullanılmaktadır. Ben burada iyimser bir düşünce şekli oluşturmada çözüm adımı olarak kullandım.

Beni bir tek sen anladın…

Mutlu bir iş yaşamının sırrı iş arkadaşlarınızı olduğu gibi kabul etmekten geçiyor.
Olduğu gibi kabul etmek mi?! Peki, bunu neden ve nasıl yapabiliriz?

Eskiden bütün iletişim eğitimlerinde iletişimin ALTIN kuralı olarak; “size nasıl davranılmasını istiyorsanız, siz de karşınızdakine öyle davranın” denirdi. Şimdi ise ne oldu? ALTIN kural tarih oldu. Neden mi? çünkü hepimizin birbirimizden farklı beklentileri ve ihtiyaçları var da ondan. Yeni Dünyada artık iletişimin PLATİN kuralı geçerlidir. PLATİN kural diyor ki, ”karşındaki kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa ona öyle davran.”
“ İyi de nasıl bileceğim karşımdakinin ne istediğini, hem beni seven böyle sevsin” demeyin! İllaki gün içinde beraber yaşadığınız ve çalıştığınız insanlar için bazı esneklikler gösteriyorsunuz değil mi? işte bu esnekliklerin temelinde karşıdakinin davranışlarını anlayarak, bu davranışların altındaki beklenti ve ihtiyaçları karşılamak yatıyor. Bunu kimi zaman sevgiliniz için, kimi zaman iş arkadaşınız için, sık sık da “patronunuz” için gün içinde yapıyorsunuz. Bunu yaptığınız zaman onu olduğu gibi kabul etmiş oluyorsunuz. Davranışlarınızı onun ihtiyaç ve beklentilerine göre uyarlıyorsunuz. İş arkadaşınızı veya eşinizi değiştirmeye (o eski bir eşya değil) , düzeltmeye (o bozuk bir alet değil), güçlendirmeye (o bir halterci değil) çalışmayın. İlişkinizi daha verimli ve etkili hale getirecek fırsatlar bulmaya çalışın; Psikiyatr Ertuğrul Köroğlu’nun dediği gibi karşınızdakinin de kendi seçimlerinin ve bu seçimlerden kaynaklanan kendine özgü tutumlarının olabileceğini kabul edin.
Kendi duygularınızın sorumluluğunu taşıyın.
İletişimde bir tarafın daha iddiacı bir tutumda olması çoğu zaman kişiler arasında anlaşmazlık çıkmasına neden olur. İş arkadaşınızın sizden etkilenebileceğini düşünün, ancak onun “değişmek zorunda” olduğu dayatması içinde olmayın. Ona da sizi etkileme özgürlüğü tanıyın. Sizi bilgilendirmesine ve inandırmaya çalışmasına izin verin. Neticede anlatılanlardan etkilenme ve inanma iradesi yine sizindir ama iletişime açık olmak karşınızdakinin kendini ifade etmesini sağlar. Hiç fark ettiniz mi sorunlarımızın önemli bir kısmı anlaşıldığımızı hissettiğimizde çözülür. George Orwell’in dediği gibi;
“belki de insan
sevilmekten çok
anlaşılmayı istiyordu.”
Etrafınızda size anlaşıldığınızı hissettiren kaç kişi var? Bunu size nasıl gösteriyorlar? Bu çok kıymetli beceriyi alıp geliştirmek ve iletişimin PLATİN kuralını daha fazla kişide uygulayarak daha güçlü ilişkiler kurabilirsiniz.
“Beni bir tek sen anladın, sen de yanlış anladın” demeyeceğimiz ilişkilerimizin artması dileğiyle…

İş Yaşamında Vedalar ve Yeni Başlangıçlar…

İş Yaşamında Vedalar ve Yeni Başlangıçlar…

İş yaşamında çeşitli defalar vedalaşmak zorunda kaldım. Kimi zaman ben başka bir işe geçtiğim için, kimi zaman şirket içinde bölüm değiştirdiğim için, kimi zaman da aynı yerde çalıştığım arkadaşlarımı uğurlamak için…Vedalar hüzünlüdür çünkü bir daha eskisi gibi olamayacağını düşünürüz ve bu düşünce üzer bizi. Vedalardan sonraki belirsizlik hissi ile baş etmesi kolay gelmez. Genelde vedalaşmadan sonra orada geride kalanlar –“peki şimdi biz ne olacağız?” diye düşünür, “o gitti ama biz hala buradayız.” Giden ise yeni başlangıcının endişesini duyar; “peki yeni insanlarla uyum sağlayabilecek miyim, kime güveneceğimi nereden bileceğim? Gittiğim yeri sevecek miyim? Doğru kararı verdim ama acaba?…” işte böyle karışıklıklar zihinde döner durur. Ne zamanki yeni işine gider ve masasına oturur, ne zamanki orada bir, iki, üç kişi ile bağ kurmaya, tanışmaya başlar, içindeki gerilim o zaman azalır insanın. O gerilimi hızla azaltmak için yeni iş yerinde insanların size ilk andan kucak açmasını bekleyerek vakit geçirmeyin. Çünkü yeni iş yerinde doldurduğunuz yerin önceki sahibi ile kurdukları bağı istemeden yitirmiş olan kişiler, yeni geleni dört gözle beklemeyebilirler. Sabırlı ve anlayışlı olun. İletişime açık olun. Yeni iş yerinizdeki yeni sabahınızda gülümseyen -dost gözlerle etrafa bakın, mutlaka bu davranışınıza aynı sıcaklıkla karşılık verecek birileri çıkacaktır. O kişilerle kurduğunuz ilişki içerideki ilk oryantasyonunuz olacaktır. Siz etrafınızdan neleri bekliyorsanız, önce kendiniz yapın. Güvenlik görevlisine ilk günaydını yeni ofisinize girerken siz söyleyin. Çayınızı veren kişiye teşekkür edin. Kırtasiyelerinizi getiren asistana eşyaları taşımasına yardım edin. İlk toplantıya girerken çörekleri siz alın. Göreceksiniz ki uyum sağlama süreciniz çok daha hızlı ilerleyecektir. İletişimde ve ilişki kurmada yaşadığınız gerilim azalınca, işinize ve size verilen görevleri karşılama konusunda da çok daha verimli olacaksınızdır.

Yazının başlığına vedalar hüzünlüdür yazmıştım ama çözüm odaklı yaklaşımım yakamı bırakmıyor. Bu hüzünden nasıl kurtulur ve işleri yoluna koyarız kısmına geçtim, iyi oldu. Koçluk yapmayı seven beynimin korteks tarafı ister istemez beni olumlu düşünmeye alıştırdı.

Kurumsal bir şirkette çalıştığım 10 yıl boyunca, şirketten ayrılan herkesin gönderdiği veda maillerini saklamaya başlamıştım. En başta bunu yapma sebebim ayrılan kişilerin veda maillerinde “iletişimde kalmak isterseniz telefonum ve mailim ektedir” demesinden kaynaklanıyordu. Yani insanların iletişim bilgilerini, onlara tekrar ulaşmak için saklamak istiyordum. Sonraları klasördeki maillerin sayısı arttıkça, veda mailleri yazan insanların ortak duygularını ve sosyal stillerde bahsi geçen içe dönük ve dışa dönük ifadeleri dikkatimi çekmeye başladı. Örneğin bazıları sadece şu kadar sene çalıştığı bu şirketten ayrıldığını ve kariyer nedeniyle bu kararı aldığını yazarken, kimileri bu ifadeleri destekleyen hikâyeler, şiirler, fotoğraflar ekleyerek maillerini kişiselleştiriyordu. Kimileri geride kalanlara kıssadan hisse bırakıyor, departmana göz kulak olmalarını istiyorken, kimileri vedalaşma faslına en tepeden başlayarak isim isim orada yaşamından geçmiş her personeli anıyordu.  Vedalaşmayı bilmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Güzel vedalaşmak diye bir tanım olsa içinde şunlar olurdu; ayrılırken insana endişe yerine huzur veren, bu güne kadar burada boşa çalışmamışım, insanlarda ve işimde iyi bir iz bırakmışım hissini yaşatan bir vedalaşma. Giderken açıkta kalan bir şey olmadığından emin olma duygusu. Arkada bir evi kapatıyorken bundan sonraki rüzgârlardan savrulmayacağını güvence altına almak için bütün camları emniyete aldığından emin olmak gibi. İşte şimdi yeni hayatıma başlayabilirim tatminini yaşayarak ileriye doğru bir adım atmanın konforunu yaşayarak ayrılmak; güzel vedalaşmanın tanımında yer almalı. Bu bir günde olmaz elbette, güzel vedalaşmanızın sırrı orada çalıştığınız yılların sonucudur. Gerçekten güzel izler bıraktığınız için güzel vedalaşırsınız.

Benim on yıl çalıştığım yerden ayrılmam tam da bu duygularla oldu. Veda koleksiyonu olan ben, tahmin edersiniz ki zaten kafamda bir veda mailine sahiptim. Bu güne kadar incelediğim maillerde beni etkileyen unsurları biliyordum ve aşağıdaki maili gönderdim. İçinde kıssadan hisse olan ve geride kalanlarla vedalaşan büyük şirket organizasyonunda beni tanımayanları da düşünerek bir de hakkımda biraz bilgi yazdığım bir veda maili. Evet anladığınız gibi, ben sosyal stillerde  duygularını dışa vuran taraftayım. Geride iz bırakmayı severim:) veda mailimden de belli oluyor değil mi?

From: Elif ALPCAN
Sent: Wednesday, December 14, 2011 5:06 PM
To: _All;
Subject: V E D A “Her insan o an için inandığı en iyi seçimi yapar.”

xxx,

Dile kolay  tam 10 yıl geçmiş. Mutlulukla, heyecanla ve severek çalıştığım her günüm eşsiz.

Her günümüzde başardığımız işler ve tanıdığım iyi insanlarla ne kadar çok tecrübe biriktirmişim. Hepinize teşekkür ederim.

Şimdi yeni rotalara doğru yelken açma zamanı, yolculuk başlasın!

Ayrılırken hayat hediyesi olarak Milton Erickson’ın 5 prensibini siz sevgili çalışma arkadaşlarıma gönderiyorum:

  1. Her insan sahip olduklarıyla tam ve bütündür.
  2. Her insan ihtiyaç duyduğu bütün kaynaklara sahiptir.
  3. Her davranışın altında pozitif bir niyet vardır.
  4. Her insan o an için en iyi olan seçimi yapar.
  5. Değişim kaçınılmazdır.

Saygı ve Sevgilerimle,

Elif

Yaşamın ne getireceğini asla bilemezseniz, sizi her an şaşırtır. Bir sonrakinde neler sunacağını kim bilebilir?”

Yaşamın ne getireceğini asla bilemezseniz, sizi her an şaşırtır. Bir sonrakinde neler sunacağını kim bilebilir?”

Benim de mezun olduğum Erickson Koçluk Okulunun ilham kaynağı Milton Erickson, psikoterapiye getirdiği sıradışı yaklaşımları ve kullandığı kapsamlı mecazlar ve öykülerle bilinir. Kendisi bunu çözüm odaklı yaklaşım olarak adlandırdı. Öğrencileriyle sık sık paylaştığı ve sonraları güven ve iyimserliğe dayalı bir danışmanlık yöntemi geliştirmesine yardım eden bir anısı:

“Güneşli bir bahar günüydü ve on yaşında küçük bir çocuktum. Otlattığım inekleri getirmek için babamın çiftliğindeki otlağa gidiyordum. Uzun ve sıkıcı bir yürüyüştü. Kendimi umutsuz hissediyor ve başka herhangi bir yerde olmak istiyordum. Birden şiddetli bir vızıldama duydum. Mavi gökyüzü boyunca hızla bana doğru gelen çift kanatlı beyaz bir uçak gördüm. Şaşırtıcı bir şekilde dalışa geçti ve alçalarak tarlalarımızı hızla süpürürcesine geçti. Üzerimden geçerken motorunun uğultusundan altımdaki toprak sarsıldı. Sonra kanatlarından gün ışığı yansırken, vadiden yukarı tırmandı ve bir sonraki yükselişte gözden kayboldu. Motorunun gürültüsü yitip gitti, cılız bir uğultuya dönüştü ve sonra etraf eskiden olduğu gibi sessizdi. Ilk defa o gün bir uçak gördüm, üstelik oldukça yakın bir şekilde.

Görüntü sadece bir anlık  olmasına rağmen, benim için oldukça heyecan vericiydi. İneklerle eve dönerken bile heyecanım sürüyordu. Hayatın bana sunduğu bu beklenmedik ödülü üzerine düşündüm ve şu sonuca vardım: Yaşamın ne getireceğini asla bilemezseniz, sizi her an şaşırtır. Bir sonrakinde neler sunacağını kim bilebilir???”

Türk Hava Yolları “Hayal Edince” Reklam filmi tam da bana yukarıdaki hikayeyi hatırlattı. Yarın ne olacağını bilmeden yaşarken, bizi yaşama tutunduran hayal gücümüz, umutlarımız ve yaşamın bize sunduğu, merakla beklediğimiz ama bizi habersiz yakalayan sürprizler. Erickson’ın dediği gibi “Bir sonraki adımımızla karşılaşacağımız sırların farkına varmak için tam olarak yaşamalıyız.”

Kitap: Bir Sanat ve Bilim Olarak Koçluk, Marilyn Atkinson ve Rae Choice-Dante Yayınları

50 Stratejik Düşünme Modelini Öğrenmek İster misiniz?

50 Stratejik Düşünme Modelini Öğrenmek İster misiniz?

Karar Kitabı- The Decision Book

Stratejik düşünmek için 50 modelin anlatıldığı Mikael Krogerus ve Roman Tschappler’ın kitabını tavsiye ederim.
Kitap 5 bölümden oluşuyor;Kendinizi nasıl geliştirebilirsiniz? Kendinizi daha iyi nasıl anlayabilirsiniz? Diğerlerini nasıl daha iyi anlayabilirsiniz? Diğerlerini nasıl geliştirebilirsiniz? Ve şimdi sıra sende bölümü.
Kitaptaki 50 model arasında Pazarlamada çok kullandığımız SWOT analizi, maliyet ve faydaları ölçtüğümüz BCG modelini, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisini anlattığı piramidini görebilirsiniz. Ayrıca kitabın çizimleri çok anlaşılır ve doğal olmuş. Benim ilgimi çeken modellerden birisi Lastik bant Modeli.
Lastik Bant Modeli
Çoğumuzun eşi, çocuğu arkadaşı veya müşterisi karşımıza çıkıp bir konuda geleceğini etkileyecek bir karar vermesi gerektiğini söyler değil mi? Örneğin kariyeri, okul seçimi, bir başka şehre taşınma veya erken emekli olma gibi…Yapsam mı / yapmasam mı noktasında bu model işinize yarayabilir. Lastik bant modelinin karar verme noktasında bu 2 soruyu kendinize sormanız yeterli;
• Beni tutan ne?
• Beni çeken ne?

İlk bakışta sık kullanılan artısı ve eksisini çıkarma yöntemine benziyor. Fark şuradaki beni tutan ne, beni çeken ne Soruları daha pozitif sorulardır. Ve iki cazip seçenek arasında kaldığınızda durumu aydınlığa çıkarır. Örneğin iş değişikliği fırsatınız var. Ama mevcut işinizden de memnunsunuzdur. Bu işten ayrılmaktan beni tutan ne (ler) var? Diğer işe geçmemi cazip hale getiren ne(ler) var diye sorabilirsiniz. Cevaplarınızı bir kağıda yazdığınızda üzerinde düşündüğünüzden daha fazla yol alabildiğinizi göreceksiniz.

Tarihin En Hızlı Maratoncusu Neleri Daha İyi Yaptı?

Tarihin En Hızlı Maratoncusu Neleri Daha İyi Yaptı?

30 yaşındaki Kenyalı atlet Dennis Kimetto 28 Eylül 2014’te dünya rekoru kırdı.

Dünyanın en hızlı maraton koşucusu olan Kimetto, Berlin maratonunu 2 saat, 2 dakika ve 57 saniye ile tamamlayarak birincilik ödülünü aldı. Böylece tarihteki 2:03’lük rekoru geçmiş oldu. Peki çok değil 6 sene önce Kenya’daki aile çiftliğinde ineklerin peşinden koşan Kimetto nasıl dünya rekortmeni oldu?

Kimetto keşfedildikten sonra dünyanın en hızlı maratoncularının olduğu bir takımda çalıştı.  Takımdakilerin biri Geoffrey Mutai (2:03:02 ile Boston’da rekor kırmıştı.) ve  Kipsang, Kimetto’nun dünya rekorunun bir önceki sahipleriydi. Başarıya giden yollar zorluklar ile doludur. Bu zorlukları aşarken etrafınızdaki insanların kimler olduğu, hedefinize ulaşırken sizi geliştirir ve motive eder. Başarıya koşarken ulaşmak istediğiniz hedefe daha önce varmış veya o hedefi zorlamış iyi örneklerin yanınızda olması cesaret verir. Böylece hedefe ulaşmak için gittiğiniz yolu bu insanlarla beraber açabilirsiniz, tıpkı Kimetto ve mentoru Mutai gibi.

Kimetto dünyanın en hızlı maratoncusu olmadan önce bir çiftçiydi. Mutai’nin antreman grubuna katılmadan önce 2008 yılına kadar Kimetto bir çiftlikte çalışıyor ve günde 6,5 kilometre ineklerin arkasından koşuyordu. Aslında bu koşular sırasında tesadüfen keşfedildi.

Kimetto bu güne kadar kazandığı yarışlardan çok sayıda madalya ve para ödülleri  kazandı. Bu ödülleri halen atletizmi geliştiren ve genç atletlerin önünü açan Kenya’daki vakıflara ve okullara bağışlamaktadır. Kimetto kendi kariyerinde olduğu gibi, insanların başarmaları için, tesadüflerin yanı sıra yardıma ve desteğe ihtiyaçları olduğunu çok iyi bilmektedir. Babil’in En Zengin Adamı kitabındaki gibi, her zaman daha zengin olmak için kazandığınızın yarısını harcayın. Bu manevi ve maddi varlıkların paylaşılmasını sağlayan yüce bir ifadedir. Genç ve yetenekli atletlere destek olmak Kimetto’nun aynı zamanda yaşam amacıdır. Çünkü yeni dünya rekortmenleri bu çocuklardan çıkacaktır.

Merak edenler için Kimetto dünya rekorunu kırarken, onu birinciliğe taşıyan hızlı ayaklarına “Adidas Adios Boost” marka spor ayakkabılarından giyiyordu. Uzmanlar bu ayakkabıların da hızlı koşmasını sağladığını söylüyorlar. Yani başarıya giden yolda donanım da çok önemlidir diyebiliriz. Kimetto rekorunu kırarken onu izleyenlerin tezahüratlarının kendi inancını ve heyecanını artırdığını söylüyor. Bu kişilerden birisi olan Karısı Caroline’in bu heyecana dayanamayıp bayıldığını söylemeden geçemeyeceğim.

Şirketler Neden ve Ne zaman Koçlara İhtiyaç Duyarlar?

Şirketler Neden ve Ne zaman Koçlara İhtiyaç Duyarlar?
Koçluk sisteminden en çok yararlanan alanlardan biri iş dünyasıdır. Birçok şirket koçluk alarak/aldırarak yönetici ve çalışanlarına verimli bir iş ortamı, çalışan bağlılığını artıracak bir şirket yapısı sunmaya çalışıyor. Ancak şirketler koçluktan ne istedikleri konusunda kararsız olduklarında, koçluktan beklentiler de, sonuçlar da hem şirketler hem de koçluk alan çalışanlar için soru işareti oluşturma riski ile karşı karşıya kalmaktadır. Oysaki başarılı yönetici koçlukları koçluğa inancı ve ihtiyacı artırmaktadır.
Peki, bu kararsızlık neden? Yapılan dünya çapında bir çalışma tıpkı bu şirkette olduğu gibi, şirketlerin çalışanlarına aldırdıkları koçluktan ne elde ettikleri konusunda kararsız olduğunu gösteriyor.
Bir şirkete yapılan koçluk çalışmasının beklentiyi karşılaması için; ilk olarak koçluk hizmetinin verileceği ekibin liderinin koçluğa bakış açısının dikkatle ele alınması gerekiyor. Ekip lideri koçluğa henüz inanmıyor olabilir. Bir üst yönetici koçluktan, çalışan performansının somut bir şekilde ve koçluk çalışmasına paralel olarak artmasını, bekliyor olabilir. Ya da şirket yönetimi tıpkı 15.000 kişiyi kapsayan dünya çapında bir araştırmanın sonuçlarında görüldüğü gibi, verilen koçluğu mesaiden ayrılmış serbest bir zaman gibi düşünüyor olabilir. Böyle durumlarda, şirketin koçluğun çalışana şirket stratejileri doğrultusunda ne kattığı konusunda bir fikrinin olmadığını düşünmek mümkün görünüyor.
Çalışanlar koçluktan neler bekliyor?
1500 beyaz yakalı çalışanı ve 150 orta düzey yöneticisi olan, kendi sektöründe lider bir şirket, 1 yıl boyunca 6 seans görüşmesi kapsamında yöneticilerine koçluk aldırdı. Bu koçluk çalışmalarına daha üst düzey olan 20 yönetici dâhil edildi ve ertesi sene de koçluk programı devam etti. Şirketin insan kaynakları müdürü ve şirkette koçluk aldırma sürecini yöneten kişiye beklentileri sorulduğunda cevabı şu şekilde olmuştur;
“Bu hizmeti alan yöneticilerimizin hepsi kendi konuları ve ihtiyaçları ile koçlarının karşına geçtiler. Kendi belirledikleri alanlar ile ilgili değişim ihtiyacı içinde bu koçluk hizmetinden yararlanmayı beklediler. Daha iyi bir yönetici nasıl olurum? Kendimi daha iyi nasıl ifade ederim? Şirket yönetimi beni daha hızlı nasıl fark eder, anlar ve terfi ettirir? Gibi konular hep akıllarında oldu. Bu sorulara hızlı cevaplar almak en öncelikli beklentileriydi.”
Yapılan geniş çaplı bir araştırmanın sonuçlarına göre çalışanların koçluktan beklentileri:
• % 40’ı iş performansında artış,
• %34’ü güvenirliklerinde artış,
• %30’u liderlik stilini daha fazla geliştirme,
• %53’i bir alanla ilgili yeteneğini geliştirmek için
o İletişim ve kişiler arası ilişkiler
o Zaman yönetimi ve önceliklendirme
o Sunum teknikleri ve imaj
o Çatışma yönetimi
o Stresle başa çıkabilme ve değişimi yönetmek
• %21’i destek almak, düşünmek için zaman kazanmak veya sadece düşünmek
• %34’ü kariyerinde ilerlemek veya kariyer planını yapmak için
Koçluk almaya gelmişlerdir.
Ülkemizde de paralel olan bu sonuçları Uluslararası Koçluk Federasyonu üyesi tecrübeli yönetici koçlarına sorduğumuzda görüşlerini şöyle paylaşmışlardır;
“Çoğunlukla İnsan kaynaklarındaki yetkililer koçluk hizmetinin satın alma tarafındadırlar. Koçluk verecek koçlarla ilk görüşmeleri yaparlar. Eğer koçluk alacak kişilerin üst yöneticileri de bu toplantılarda en baştan beri olursa, toplantılar fikir satın alma toplantılarına dönüşebilir. Bu sayede koçluktan beklentiler daha bilinçli hale gelir ve verimlilik artar. Beklentileri kişiye özel belirlemek, toplu çözümlerden daha fazla sonuç getirmektedir. Kişilerin her birinin aynı şekilde koçluk almaya ihtiyacı olmayabilir, hayatının bu döneminde koçluk almaya ihtiyacı olmayabilir, kişinin o anki önceliği koçluk olmayabilir, koçluk almak için kimya uyumu eşleşmemiş olabilir. Koçluk hizmetinin kişiselleşmesi alınan yararı artırırken, koçluk alanların bazıları diğerlerine göre bu süreçten daha fazla yarar elde edebilir. “
Başka bir yönetici koçunun ilavesi şu yönde olmuştur; “İnsan kaynaklarında koçluk hizmetini satın alan kişi çoğunlukla İK/ Eğitim müdürüdür. Bu kişi de aklından şu soruları geçirir; doğru koça para harcadım mı? Benden istenen yapıldı mı (koç ve koçluk alan memnun mu?) maliyet karşılığında beklenen fayda elde edildi mi? Çalışanların beklentileri karşılandı mı? Koçluk değişim yaratmak için alınıyor, değişim oldu mu olmadı mı?”
Bütün bunlara ilave olarak, şirketler yeni pozisyona atanan yöneticilerde, şirkete yeni işe başlayanlarda, şirket kültürüne uyumda zorlananlarda, yönetim becerisini geliştirmek, daha özgün liderlik geliştirmek isteyen yöneticilerde koçluk çalışmalarına ihtiyaç duymaktadır.
“Koç seçilirken iyi koçluk okullarından mezun koçlar olmalıdır. Hatta şirketin insan kaynakları veya eğitim müdürü koçluk eğitimi almış olunca daha bilinçli bir satın alma gerçekleşmiş oluyor. Beklenti daha iyi yönetiliyor. Bu süreçte koç şirketi az da olsa mutlaka tanıyor olmalıdır. Özellikle performans artışı beklenen konularda koç o sektörü tanırsa daha iyi sonuçlar alınır. Koçun o sektörde çok koçluk yapmış olması şart değil ama avantajdır. Koçun kendisi kaç saat koçluk almış, kendi koçları kimlermiş, kendini geliştirmeye ne kadar dikkat etmiş önemlidir. Koça güven, ciddiyet ve tecrübe koçu belirlerken dikkat edilmesi gereken noktalardır.”
Şirketler koçluktan neler bekliyor?
Bir insan kaynakları müdürü şirketi adına beklentiyi özetlerken şunları söylemiştir;
“ Öncelikle koçluk hizmeti alan kişinin performansının artması gibi ana amaç vardır. Bu amacın altında kişilerin eğitilmesi, farkındalıklarının artması ve artan farkındalıkları ile birlikte işlerini daha etkin ve verimli yaparak şirkete katkı sağlamaları yatar. Bu hizmet öncelikle yönetim takımına verilmektedir şirketimizde. Dolayısıyla etkin ekip yönetimi, çalışanı geliştirmek ve yeteneği yönetmek gibi becerilerinin de gelişimi hedeflenir bu hizmeti alanlardan. Özellikle kişisel tarzlarını ve yöneticiliklerini ortaya koyarken şirket değer ve kültürüne göre de davranmaları konusunda da bir araçtır koçluk.”
Aynı araştırmanın sonuçlarına göre şirketlerin koçluk aldırma sebepleri;
• %69’u performans veya karın artmasını istedikleri
• %21’i liderlik kapasitelerinin gelişmesi, kişilerin kendi farkındalıklarını artırmaları, çalışanı güçlendirmek veya şirket içinde iletişimi iyileştirmek için
• %10’u şirket içi denge, destek, güvenirlik ve çalışma ortamında mutlu olmaları için koçluk aldırmaktadır.
Bu çalışmada görülmüştür ki beklentilerin karşılanması için yapılan koçluk uygulamalarının sonucu almak için gereken süreyi şirketler kısaltmak ve sonuçları daha hızlı almak istemektedirler.
Bu durum yukarıda bahsi geçen şirket için de geçerli olmuştur. 6 seans gibi bir model ile yola çıkılmış ve aralar 1-2 aylık veya kimi yöneticilerde 2 haftalık aralar şeklinde sürmüştür. Bu araların ihtiyaca, alınan yola ve amaca ulaşma hızına bağlı olarak değişiklik gösterdiği belirtilmiştir.
Geleneksel koçluk metotlarıyla bu sonuçlar 12-18 ayda alınmaktadır. Araştırmaya göre bir müşteri ile koçun ortalama çalışma süresinin yüzde dağılımı;
• %17si ile 3 aydan az
• %49’u ile 3-6 ay arası
• %11’i ile 7-8 ay
• %11’i ile 12 ay
• %9’u ile 18 ay
• %3’ü ile 18 ay-3 yıl arası.
Kısacası şirketler sonuç alma süresini hızlandırmak istemektedirler.
Deneyimli yönetici koçlarının edindiği tecrübeler gösteriyor ki koçluk görüşmelerini değerlendirmek için minimum 6 kere görüşmek daha doğru sonuca götürür. Görüşmelerin arası 1 ayı geçmemelidir. Gerçek koçluk görüşme aralarındaki süreçtir, seans araları uzayınca o koçluklar ölebiliyor, ilişki yoğunluğunu kaybedebilir.
Şirketlerin koçluk hizmetinden beklentileri özellikle bazı durumlarda kesinlikle karşılanmıyor. Bu durumları şöyle sıralayabiliriz;
• Şirket yönetiminin kişi ile ilgili gizli bir ajandası varsa (örneğin işten çıkartmak veya üstüne başka birini getirmekse)
• Koçluk hizmetini alan kişi olayı sahiplenmez ve rol yapıp oyalanırsa,
• Koç ve danışan uyumu olmadığında beklenti karşılanamıyor.
Eğer koç ajandasını organizasyonun ihtiyacını gözetmeden yaparsa, yapılan koçluk görüşmelerinde koçluk alan yöneticiyi işin odağından farklı yönlere götürebilir. Hatta bazı uç durumlarda yöneticinin sorumlu olduğu işe zarar verecek kadar farklı yönlere götürebilir.
Bazen de koç şirketin ihtiyaçları ile uyum olmayan bir strateji veya liderlik stili üzerinde çalışırsa, bunun sonucunda verimlilik azalacağı gibi iş sonuçları da olumsuz etkilenir.
Koçluktan alınan yararı artırmak için;
• Koç ile kimya uyumu
• Koçluk alma kararının bilinçli verilmesi
• Koçluk konusunda bir üst yöneticinin bilinçlendirilmesi
• Koçluk almaya ihtiyaç
• Koçluk seanslarının zamanlaması çok önemlidir.
Yapılan koçluk çalışmalarında kişilerin meta programlarına hassasiyetle yaklaşan, kişinin kaynaklarını fark etmesini sağlayan, kendi liderlik stilini bulduran çözüm odaklı koçluk modeli ile yaklaşmak ve koçluk yapan kişinin kendini güncelleyeceği eğitimler ve aldığı süpervizyonlarla geliştireceği bir yapıda olması da göz ardı edilemez.
Diğer taraftan koçluk alan kişilerin ihtiyaçları ve beklentileri ile koçluğu finanse eden şirketin koçluktan beklentilerinin birbirini karşılaması durumunda o koçluk hizmeti verimli olarak amacına ulaşmış olur. Bu sayede hizmetin devamlılığı ve güvenirliliği olumlu yönde artar.
Sonuç olarak bireysel gelişim, farkındalık, iş ve yaşam amacının belirlenmesi ve bu amaç doğrultusunda yüksek performans sağlayabilmek için ihtiyacı belirlemek, karar vericilerin ve sponsorların görevidir. Ne istendiği belirlendikten sonra doğru koçun belirlenmesi, bu koç ile karşılıklı görüşme ve anlaşma süreci sonucunda zamanlama ve sıklık belirlenebilir. Önemli olanın amaç ve sonuç olduğu akılda tutulmalıdır. Yöntem bu amaç ve istenen sonuç doğrultusunda her duruma özel belirlenebilir.

Koçluk Hizmetinin Sonuçları Ölçülebilir mi?

Koçluk Hizmetinin Sonuçları Ölçülebilir mi?

Manchester Consulting’in Raporu

İnsan kaynaklarının gelişimine yatırım yaparken bir Kurumun mutlaka kayda değer bir fayda/maliyet geri dönüşü sağlaması beklenir.

Manchester Consulting tarafından 6-12 ay arasında koçluk hizmetlerinden faydalanmış 1000 Müşterisi üzerinde yapılan araştırma aşağıdaki sonuçları vermiştir:

Koçluk sonrası Yatırımın Geri Dönüşü (Return of Investment) ilk yatırımın 6 katı olmuştur.

Çalışanların % 71’i kendi yöneticileriyle (üstleriyle) ilişkilerini iyileştirmiştir.

%77’si kendilerine bağlı çalışanları ile (astlarıyla) ilişkilerinin iyileştiğini ifade etmiştir.